Nerden başlasam, nasıl anlatsam ;
Sezon başında alınan kararlar, yapılan düzenlemeler, seçilen yönetim ( içerisindeki cesur yürekler) bu yıl hiçbir şey beklemeden sadece izlemeyi karar aldığım bir sezon olmasında önemli rol almıştı. Hatta blogda çok yazıda paylaşmadım. Lakin Twitter'da yeteri kadar duygularımı paylaşıyordum ama artık bu uzun ve nesir yazı farz oldu.
Sezon adı resmen söylenmese bile "FEDA" idi ve bu manyel de her Beşiktaş taraftarı daha önce hiç olmadığı gibi kulübe destek olmak için can attı, elinden geleni yaptığına inanıyorum. Yönetimin kapalıda yaptığı fırsatçılığı iyi süzüp o noktadaki politikasına da destek olmayarak taraftarın gönülden olduğunu ama fırsatçılığa da prim vermeyeceğini gösterdi. Yönetim, oradan insanları uzaklaştırmak yerine yapıcı bir fiyatla oraya taraftarı taşımayı hedefleseydi, kendisine verilen desteği net olarak sahadan daha iyi görebilirdi. Ben yıllarca Demirören başkan olduğu için o stada gitmeyen kişilerin barışı ( yönetimle barışma) görerek koşarcasına yağmur, çamur dinlemeden stada akın ettiğini biliyorum.
Velhasıl bu dinamizmin taraftarlarda olduğu gibi yönetim tarafında da olmasını bekledik. İşte Feda kampanyaları, Kulüp üyelikleri, internet sitelerinden satışlar, Kartal yuvası tırları, taksitli üyelik işlemleri derken bayağı bir sportif iş dışında vizyoner hareket geldi. herkes memnun tabi, insanlar sevdiklerine Feda tişörtleri hediye ediyor. Kulübe üye olmanın 2 yıl sonraki seçimlerde statükocuların gitmesini sağlayan ve "Halkın Takımı" olduğunu yönetim şeklinde de yakalanacağının belirtileri görülüyor. Dilden dile herkesime aktarılarak heyecan yaratıyordu. Feda harıl harıl gidiyordu, herkes peşindeydi hiç kimse bırakmayacaktı. Ta ki ;
İstifalar ve yönetimde ki iş paylaşımı yerle yeksan eden açıklamalar gelmeye başlayınca, biraz durdum izlemek istedim. Statükoculara koltuklar dar gelmeye başlamıştı çünkü eski tas eski hamamcıları henüz susturamamıştı yönetim. İş paylaşımının ne olduğunu bilmeyen kişiler kendi görev alanı dışında yorumlar, açıklamalar yapmaya başlamıştı. Antrenör ise iyice ayarı kaçırdı. Genç oyuncuların takıma katılması ile grafiği yükselen takımda disiplini sağlamak adına ( ki böyle açıklar bkz. Oğuzhan Meselesi ) en verimli oyuncuları yedek bırakmak, hatta 18'e almamak gibi saplantılı bir bakışa sahip olması. Takımın % 70'inin 3 maç ardı ardına oynayamaması ve sakatlıkların takımın formunun zirveye çıkmasıyla % 100 artması ve her oyuncunun en az 4 hafta sahadan uzak kalacak şekilde sakatlanması (bkz. Biz de çok sakat var ) bunların üst üste gelmesi taraftarın gardının düşmesine sebep oldu. Burada ki beklenti takımın şampiyon olması değildi. ( bir ara bende böyle oynarsak neden olmasın demiştim ) gerçekten iyi top oynayıp kolej havası yakalandığını gören taraftar gençlerin takımda ki adaptasyona hızla ayak uydurmasına seviniyordu. Aslolan bu sezon, Beşiktaş hiç beklentilerimizin olmadığı bir sezonda bile son derece heyecan yaratmasıydı. Ve bunu başardı.
Kısaca yazının akışı karmaşık oldu çünkü bizim zihnimizde böyle karmaşa içinde geçirdi bu sezonu.
Sezona Damgasını vuran Hareket " İstifa"...
İbrahim Altınsay : görevi bir nevi yönetim danışmanlığı futbol tarafında çok önemli görevler üstlendi ama çok yeniyken statükoculara takılmanın vermiş olduğu ( bkz. Salih Uçan Transferi ) bazı engellemeleri görüp erkenden gemiden ayılması...
İsmet Berkan : Uyum problemi denmekte ama hala net bir bilgi yok.
Cem Bilge : Yönetimdeki uyumsuzluk ve Başkan istedi ben istifa ettim. ( Açıkcası 100.000 üye ve Feda gibi organizasyonlara imza atmış birisi için çok kötü bir argüman. )
Adnan Dalgakıran : Vizyonsuzluk en önemli gerekçesi...
Henüz bir yılda en kaz bir kulübü alıp, en önemli değişim dalgası estirmesi beklenen kişilerin bu şekilde istifa etmesi, bende soru işaretleri yaratıyor. Ya siz de ?
26 Nisan 2013 Cuma
31 Ekim 2012 Çarşamba
23 Eylül 2012 Pazar
Alt yapı - Gaziantep Güllecisi, Beşiktaşın çocuğu, İyi beşiktaşlı Vs.
Orhan Güllenin güllesi herhalde aklımızı başımıza getirecek bir darbe olmuştur diye beklenti içine girdim. Altyapıdan aldığımız darbe ile belki artık daha sahiplenici olmamız gerektiğini görürüz. Üç beş kuruş için gençlerimizi kaybetmek, altyapıda görev yapan hocaların emeklerine saygı gösterilmediğini göstermektedir. Ağır bir eleştiri olabilir ama kendi madenlerimizi başkalarına işletmekten daha aciz olmak var mıdır? İşte bu 3 dakika içinde yediğimiz golün analizi böyle yapılırsa en azından bundan sonrakiler için umut ışığı doğar.
Gaziantep maçı bize öyle bir görüntü verdi ki iki farklı maç gibi iki yarı izledik. İlk yarı oynayan Beşiktaş ile ikinci yarı oynayan Beşiktaş arasındaki 7 farkı bul deseler izleyen herkes birbirinden farklı 7 örnek çıkartır. Maçta benim gördüğüm değişikliklerin tamamı sahadaki oyunla ilgisi yoktu. Erkan Kaş'ı alırken Holosko'yu çıkartmak, Olcay yerine Oğuzhan tercihi, ayrıca Fernandes ile Batuhan bunların tamamı sahadaki oyunu görüp analiz edemeden yapılan değişiklikler. Maç boyu süren Uğur Boral'ın kötü oyunu ve kanadındaki boşluğu gören Hikmet hoca 2. yarı burayı mükemmel derecede kullanması, ardından Hilbert'in arkasında sarkmayı başaran Turgut Doğan ve koordinasyonsuz bir şekilde savunma yapmaya çalışan Beşiktaş, ikinci yarı başında Sousa'nın golü. Takım birden panikleyerek fizik gücünün etkisiyle telaşla saldırmasını sağladı fakat oyunu tutacak bir Olcay sahada olmalıydı. Hatta Holosko'nun çıkmasıyla yerine Oguzhan girerek orta sahaya daha direnç katacaktı. Uğur yerine Erkan Kaş soldaki açıklarda enerjik bir şekilde karşılayabilir hatta Escude'yi oyuna almak bile takımdaki telaşı tecrübe ile kapatmayı sağlayabilirdi.
Samet Hocamızın vizyonu açısından zayıf kaldığını gördük ama bunlar zaten bizim beklediğimiz şeylerdi, İyi Beşiktaşlı olmak yetmiyor işte ilk mağlup olduğumuz maçta böyle yazmak gerçekten zor ama hazır herkesin beklentisi çok aşağı çekilmiş en azından vizyonu geniş bir hocayla başlayarak uzun vadeli başarıya kanalize olunabilirdi. Sağlık olsun yinede hocadan bağımsız sahada yürekten oynayan muhteşem adamlar var ve bunu görüp davula yüklenip orada sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar diyenlerimiz var olduğu sürece bizim Beşiktaş'ımız küllerinden doğacaktır...
Gaziantep maçı bize öyle bir görüntü verdi ki iki farklı maç gibi iki yarı izledik. İlk yarı oynayan Beşiktaş ile ikinci yarı oynayan Beşiktaş arasındaki 7 farkı bul deseler izleyen herkes birbirinden farklı 7 örnek çıkartır. Maçta benim gördüğüm değişikliklerin tamamı sahadaki oyunla ilgisi yoktu. Erkan Kaş'ı alırken Holosko'yu çıkartmak, Olcay yerine Oğuzhan tercihi, ayrıca Fernandes ile Batuhan bunların tamamı sahadaki oyunu görüp analiz edemeden yapılan değişiklikler. Maç boyu süren Uğur Boral'ın kötü oyunu ve kanadındaki boşluğu gören Hikmet hoca 2. yarı burayı mükemmel derecede kullanması, ardından Hilbert'in arkasında sarkmayı başaran Turgut Doğan ve koordinasyonsuz bir şekilde savunma yapmaya çalışan Beşiktaş, ikinci yarı başında Sousa'nın golü. Takım birden panikleyerek fizik gücünün etkisiyle telaşla saldırmasını sağladı fakat oyunu tutacak bir Olcay sahada olmalıydı. Hatta Holosko'nun çıkmasıyla yerine Oguzhan girerek orta sahaya daha direnç katacaktı. Uğur yerine Erkan Kaş soldaki açıklarda enerjik bir şekilde karşılayabilir hatta Escude'yi oyuna almak bile takımdaki telaşı tecrübe ile kapatmayı sağlayabilirdi.
Samet Hocamızın vizyonu açısından zayıf kaldığını gördük ama bunlar zaten bizim beklediğimiz şeylerdi, İyi Beşiktaşlı olmak yetmiyor işte ilk mağlup olduğumuz maçta böyle yazmak gerçekten zor ama hazır herkesin beklentisi çok aşağı çekilmiş en azından vizyonu geniş bir hocayla başlayarak uzun vadeli başarıya kanalize olunabilirdi. Sağlık olsun yinede hocadan bağımsız sahada yürekten oynayan muhteşem adamlar var ve bunu görüp davula yüklenip orada sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar diyenlerimiz var olduğu sürece bizim Beşiktaş'ımız küllerinden doğacaktır...
7 Mart 2012 Çarşamba
Bir Beşiktaş Klasiği mi oluşmaya başladı ?
Mendes ve haramilerinden kurtulmak gerçekten zor. Özellikle klübün mali denetimlerinde bu adamların bonservislerine kaç milyon avrolar yazıldığı düşünülürse, bu pirinçten taş ayıklamak hayli zor gözüküyor.
Şirket teknik olarak iflas etmiş durumda!Sadece kendi reklamını ve sosyal çevresini genişletmek adına kulübü ve kaynaklarını talan edecek bir adam gelme ihtimali yüksek, aklı selim, sadece işini yapacak, hoşgörülü, demokratik, attığı adımların hesabını verecek, vicdan sahibi bir kişinin aday olacağını sanmıyorum.
Eski Başkan tutarsızlıklarına bir yenisini daha ekledi, alacaklarından vazgeçiyor, ama senet alıyor. Alacak garantisi elinde. bugüne kadar yaptığı hiçbir icraattan sorumlu olmadan ibra edildi ve gitti.
Yazacak bişey bulamıyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)